Robotik Otomasyon

Çin menşeli kobotlar artık yalnızca fiyat avantajıyla değil; teknoloji, esneklik ve uygulama kabiliyetleriyle de değerlendiriliyor. Nami Saçkesen, Türkiye sanayisinde değişen kobot algısını ve yeni nesil kobot ekosisteminin sunduğu fırsatları değerlendiriyor.

Türkiye sanayisinde son birkaç yılda dikkat çekici bir değişime tanıklık ediyoruz. Bundan çok değil, birkaç yıl önce Çin menşeli bir kobot söz konusu olduğunda ilk konuşulan konu çoğunlukla fiyat olurdu. Bugün ise masadaki sorular değişiyor.

Hassasiyeti nedir? Taşıma kapasitesi ve erişimi ne kadar? Kaynak uygulamasında nasıl çalışıyor? Programlaması ne kadar kolay? Servis ve yedek parça desteği var mı? Mevcut üretim sistemine ne kadar rahat entegre edilebilir?

Bence asıl değişim tam olarak burada.

Çin kobot endüstrisi artık yalnızca fiyat avantajıyla değil, teknoloji geliştirme hızı ve uygulama kabiliyetiyle de değerlendirilmesi gereken bir noktaya geldi.

“Uygun fiyatlı alternatif” algısı değişiyor

Çin’in endüstriyel teknoloji alanındaki gelişimini uzun süredir takip ediyoruz. Servo sistemleri, hareket kontrolü, sensör teknolojileri ve kontrol elektroniğinde oluşan büyük ekosistem bugün kobot teknolojisinin gelişimini de hızlandırıyor.

Bunun sonucunda Çinli üreticilerin yeni nesil kobotlarında taşıma kapasitesi, erişim, hassasiyet, kuvvet kontrolü, kullanıcı arayüzleri ve farklı uygulamalara entegrasyon konusunda ciddi ilerlemeler görüyoruz.

Dolayısıyla Türkiye’deki sanayicinin yaklaşımı da değişmeye başladı.

Eskiden ağırlıklı olarak “Avrupa veya Japon markasının daha ekonomik alternatifi” şeklinde yapılan değerlendirmelerin yerini giderek daha teknik karşılaştırmalar alıyor.

Bence olması gereken de bu.

Bir kobotu pasaportuna göre değil, yapacağı işe göre değerlendirmeliyiz.

Kobot seçimi katalog karşılaştırması değildir

Bir üretici bize kobot yatırımı için geldiğinde yalnızca taşıma kapasitesine ve erişim mesafesine bakmak yeterli değildir.

Örneğin 10 kilogram taşıma kapasiteli iki kobot kâğıt üzerinde birbirine çok benzeyebilir. Ancak gerçek uygulamada hareket karakteristiği, programlama kolaylığı, çevre ekipmanlarıyla haberleşmesi, proses yazılımı ve teknik destek sistemi ciddi farklar yaratabilir.

Üstelik kobotların kullanım alanları giderek çeşitleniyor.

Kaynak, paletleme, makine besleme, montaj, taşıma ve benzeri uygulamaların her birinin beklentisi farklı.

Bu nedenle Saypro’da AUCTECH kobotlarını değerlendirirken bizim için önemli olan yalnızca kobot kolunun teknik özellikleri değil; o kolun gerçek bir üretim prosesinin parçası olduğunda nasıl davrandığı.

Çünkü fabrikada katalog çalışmaz. Sistem çalışır.

Kaynak, kobotların önündeki önemli büyüme alanlarından biri

Türkiye açısından özellikle kobotlu kaynak uygulamalarının önemli bir potansiyel taşıdığını düşünüyorum.

Kaynakçı bulmak giderek zorlaşıyor. Tecrübeli kaynakçıların yetişmesi zaman alıyor. Aynı zamanda işletmeler kaynak kalitesinin kişiden kişiye değişmesini azaltmak ve daha tekrarlanabilir sonuçlar elde etmek istiyor.

Kobotlar burada önemli bir alan açıyor.

Özellikle düşük ve orta adetli üretim yapan, ürün çeşitliliği yüksek işletmeler için kolay programlanabilen ve farklı parçalara adapte edilebilen sistemler önemli avantajlar sağlayabiliyor.

Ancak kaynak kobotu satın almakla kaynak otomasyonu tamamlanmış olmuyor.

Torç, kaynak makinesi, tel besleme, fikstür, parça toleransları ve gerektiğinde lazer dikiş takip sisteminin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

AUCTECH’in kaynak odaklı kobot çözümlerini Türkiye pazarına sunarken üzerinde özellikle durduğumuz noktalardan biri bu.

Kobotun kaynak prosesine adapte olması kadar, sistemi kullanacak personelin de kobotu rahat programlayabilmesi ve farklı üretimlere kolayca uyarlayabilmesi gerekiyor.

Kobotların yaygınlaşmasını mühendislik belirleyecek

Kobot teknolojisinin önemli özelliklerinden biri otomasyonu daha geniş bir işletme kitlesi için ulaşılabilir hale getirmesi.

Türkiye açısından bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Ülkemizde büyük fabrikaların yanında çok geniş bir KOBİ üretim altyapısı bulunuyor. Her işletmenin büyük, sabit ve yüksek yatırım gerektiren otomasyon hücreleri kurması mümkün veya gerekli değil.

Kobot burada farklı bir yatırım modeli sunuyor.

Daha kompakt sistemler kurulabiliyor, farklı proseslere geçiş kolaylaşabiliyor ve işletme otomasyona daha kademeli biçimde başlayabiliyor.

Fakat kobotların kolay programlanabilir olması, mühendisliğe ihtiyaç olmadığı anlamına gelmiyor.

Tam tersine, kobot yaygınlaştıkça doğru uygulama mühendisliğinin değeri daha da artacak.

Yanlış proses seçimi, dünyanın en iyi kobotunu bile verimsiz bir yatırıma dönüştürebilir.

Çinli kobot üreticilerinin en önemli avantajı hız

Çin kobot ekosisteminde dikkatimi çeken konulardan biri ürün geliştirme hızı.

Pazarın talep ettiği yeni taşıma kapasiteleri, daha uzun erişimler, proses paketleri, yazılım özellikleri ve çevre ekipmanı entegrasyonları oldukça hızlı şekilde ürünlere yansıtılabiliyor.

Bu hız AUCTECH gibi üreticilerin de farklı uygulamalara yönelik ürün ailelerini geliştirmesine imkân sağlıyor.

Fakat hızlı ürün geliştirmek tek başına yeterli değil.

Türkiye’deki kullanıcı açısından ürünün arkasında yerel bir mühendislik ve servis organizasyonu bulunması gerekiyor.

Distribütörlüğü bu nedenle yalnızca ithalat ve satış faaliyeti olarak görmüyorum.

Üreticiyle Türkiye’deki kullanıcı arasında teknik bir köprü kurmak gerekiyor.

Sahadan gelen ihtiyacın üreticiye aktarılması, doğru konfigürasyonun belirlenmesi, uygulamanın devreye alınması ve sistem çalışmaya başladıktan sonra teknik desteğin devam etmesi işin önemli bir parçası.

Asıl rekabet kobot markaları arasında olmayacak

Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde Türkiye’de çok daha fazla kobot markası göreceğimizi düşünüyorum.

Bu bence olumlu bir gelişme.

Rekabet arttıkça teknoloji gelişecek, maliyetler daha erişilebilir hale gelecek ve işletmelerin önünde daha fazla alternatif oluşacak.

Ancak uzun vadede başarıyı yalnızca kobot kolunun özellikleri belirlemeyecek.

Kobot + proses bilgisi + çevre ekipmanları + yazılım + yerel mühendislik desteği birlikte değerlendirilecek.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde “Hangi kobot daha iyi?” sorusundan çok şu sorunun sorulacağını düşünüyorum:

Benim üretimim için hangi kobot sistemi daha doğru?

Aradaki fark küçük gibi görünebilir ama aslında kobot sektörünün geleceğini belirleyecek temel yaklaşım burada yatıyor.

Türkiye için önemli bir fırsat

Türkiye güçlü bir makine ve imalat kültürüne sahip. Çok sayıda mühendislik firmamız, sistem entegratörümüz ve üretim konusunda ciddi tecrübeye sahip işletmemiz bulunuyor.

Kobot teknolojilerinin yaygınlaşmasını yalnızca yabancı kobotların Türkiye’de daha fazla satılması şeklinde görmemeliyiz.

Kobotların etrafında fikstürler, lineer eksenler, pozisyonerler, gripper sistemleri, görüntü işleme çözümleri, kaynak paketleri ve yazılımlar geliştirilebilir.

Yani büyüyen kobot pazarı aynı zamanda Türkiye’de güçlü bir yerli kobot ekosistemi oluşturma fırsatı sunuyor.

Saypro olarak AUCTECH ile çıktığımız yolda bizim yaklaşımımız da bu.

Türkiye pazarına yeni bir marka daha eklemekten ziyade, farklı ölçekteki üreticilerin kobot teknolojisine ulaşabileceği, deneyebileceği ve kendi proseslerine uygulayabileceği sürdürülebilir bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz.

Çünkü kobot teknolojisinde önümüzdeki dönemin asıl konusu kaç adet kobot satıldığı olmayacak.

Asıl mesele, kaç üretim probleminin kobotlarla doğru şekilde çözülebildiği olacak.

Yazar

Saypro

Dünya devlerinin global tecrübesini yerel tecrübemizle birleştirerek çıktığımız bu yolda, kısa bir zamanda birçok projeye imzamızı attık. Verdiğimiz hizmetin kalitesini sağladığımız ürünlerin çeşitliliği, verimi ve yalınlığı ile birleştirdiğimizde ortaya çıkan sonuç herkesi fazlasıyla memnun etti. Bu vizyonla Saypro olarak, elektriğin olduğu her yerde sizlere en iyi çözümü sunmak için tüm gayretimiz ile çalışmaya devam ediyoruz.

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir